İnsana Ait Hiçbir Şey Bana Yabancı Değildir

İnsana Ait Hiçbir Şey Bana Yabancı Değildir, 2008-2010

Declan Clarke

Sinopale 3, “Gizli Anılar, Kayıp İzler
Küratör: ?

Avrupa’da komünizmin çöküşünün hemen ardından birçok kent, özellikle de Berlin, batılı demokratik serbest piyasa kapitalizmine kucak açmayı seçerek, eski Sovyet bloku rejimlerine ait her türlü kanıtı yok etmeyi tercih etti. 22 Haziran 2008 gibi yakın bir tarihte, The Observer gazetesi aralarında Mikhail Gorbachev ve Vaclav Havel’in de bulunduğu, önde gelen eski başbakan, dışişleri bakanı ve elçilerin Berlin’de bir Soğuk Savaş müzesinin açılması için çağrıda bulunduklarını bildirdi. Bunun özel bir örneği Berlin Duvarı’nın Doğu yakasında bulunan eski ‘Ölüm Şeridi’ veya ‘Sahipsiz Bölge’dedir. Duvar sökülüp ağırlıklı olarak yol yapımında kullanılırken duvarın bulunduğu alan ve şerit gayrimenkul komisyoncularının bu alanı yeniden değerlendirmeye başladıkları yakın zamana dek geniş çapta boş bırakılmıştı.

İnsana Ait Hiçbir Şey Bana Yabancı Değildir özellikle John Le Carré’nin Soğuktan Gelen Casus’una (The Spy Who Came in from the Cold) odaklanarak hem güncel hem de geçmiş Soğuk Savaş tasvirlerini ve bu karmaşık siyasi uzaklaştırmanın nasıl temsil edildiğini ele alıyor. Muhtemelen bu, batının iki tarafı da ikiyüzlü ve dışarıya karşı sürdürdükleri ideolojik tutumlardan büyük ölçüde kopuk tanımlayan ilk Soğuk Savaş hesaplaşmasıydı.

1950’lerde McCarthy dönemi boyunca Hollywood’un kara listesinde olan Martin Ritt 1964’te bunun bir film uyarlamasını yönetmişti. Hem kitap hem de film, Çarli Kontrol Noktası’nda sınırı geçmeye çalışan ve başarısız olan iki taraflı çalışan bir ajanla başlar. İlginç biçimde, bu açılış sahnesi Dublin’de Smithfield Çarşısı’nda çekilmişti. Smithfield Çarşısı tahminen Berlin sınırının ikna edici biçimde yeniden kurulabileceği ucuz bir yer olarak seçilmişti. Alaylı biçimde bu alan şimdi başka bir mimari dönüşüm içinde; meydanın yarısı büyük çaplı üst sınıf apartman ve otel inşasına uygun hale getirilmek üzere yeniden imar edildi. Diğer yarısı uzun süredir bu meydanda bulunan sosyal konutları hâlâ barındırıyor.

İnsana Ait Hiçbir Şey Bana Yabancı Değildir’de çok büyük etki yapan tarihsel sosyo-politik senaryonun karmaşıklıklarıyla, halihazırda tüm Avrupa’da kent merkezlerinin nüfusunda görülen gayrimenkul güdümlü değişiklik karşıtlık oluşturuyor. Filmin açılış bölümleri Berlin’in merkezinde birkaç yeri güncel olarak göründükleri halleriyle gösteriyor. Bu yerlerden bazıları, mesela Potsdammer Platz 1989’den bu yana kökten biçimde yeniden imar edildi, bazıları değiştirilme sürecinde, bazılarıysa bırakıldıkları gibi – hâlâ Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin işaretlerini taşıyorlar; Bornholmer Köprüsü’ndeki prefabrik bir ofisin temeli gibi. Bu yerlerin hepsi siyah beyaz malzeme kullanılarak 1960’lardan kalma Bolex marka 16 mm kamerayla çekildi. Berlin Duvarı müzesinde gösterilen geçmişten kalma çekimin örneklediği gibi, 1961’de duvar inşasının kaydedilme biçiminin aynısı. Bunlar, 28 yıllık tarihi boyunca duvarın çekilmiş renkli fotoğraflarıyla ara çekim, ve 1990’ların başlarında kentte öğrenci olarak yaşadığı sırada sanatçı tarafından çekilen birkaç harap mekan fotoğrafı. Bu bölümler renkli dijital film üzerine çekildi.

Film çağdaş mekanları resimlemek için eski moda kayıt aracı ve tarihi mekanları sunmanın en çağdaş yollarını kullanarak, karışık ve çok katmanlı siyasal çatışmaları betimlemenin karmaşıklığını hesaba katıyor. Ortak bir kanı, tarihin sonradan anlaşılma sayesinde açıklığa kavuştuğudur. Buna karşın, her nesil geçmişi zamanın ideolojik duruşuna ve bakış açılarına göre, ve bunları doğrulama aracı olarak, yeniden yazar. 20. yüzyıla dair her ay sayısız yeniden değerlendirme yayınlanırken belki durumu değerlendirmek için şimdi siyasal görünümün 21. yüzyılda artık bulunmayan köklerinin olduğu 50 yıl öncesinden daha az donanımlıyız.

İnsana Ait Hiçbir Şey Bana Yabancı Değildir’de odak çekim Smithfield Çarşısı’nda geçiyor. Martin Ritt’in filminde tasfir edildiği gibi sınır yerine yerleştirilen kamera filmde Doğu Almanya’yı neyin temsil ettiğine bakıyor. Terkedilmiş binalar ve bir Eurospar (bir süpermarket, ç.n.) görebiliyoruz. Kamera sağa dönüş yaptığında bir dizi şirket konutu ve son olarak ‘Market Cafe’yi görüyoruz; meydanda uzun süre duran, şimdi kapalı çarşı yemek satış yeri. Kamera 180 derecelik dönüş yaptığında yeni üst sınıf apartmanları görüyoruz ve son olarak doğrudan

‘Market Cafe’nin karşısında kamera ‘Good Food Supermarket’in (İyi Besin Süpermarketi) üzerinde duruyor; yeni apartman sakinlerinin gereksinimlerini karşılamak için yakın zamanda açılan bir organik süpermarket.

Filmin son çekimleri insanların Berlin’in Doğusundan Batısına kaçmalarını engellemek için Berlin Duvarı’nın üstünde parlayan eski ışıklara odaklanıyor. Hâlâ kentin elektrik tesisatından güç alarak yakında imar edilecek olan Sahipsiz Bölge’nin üzerinde yanıp sönerek titreşiyorlar.

8’32’’

https://vimeo.com/60789305